YEK1-PDF (4.BÖLÜM)

YEK1-PDF (4.BÖLÜM)

pdf için: https://www.printfriendly.com/p/g/G6D4J9


İÇİNDEKİLER

1. ENFAL 65-66 İDDİALARI
2. İLK MÜSLÜMAN KİM
3. KURAN'DA HAYVANLARA HAKARET Mİ VAR
4. KURAN NEDEN İLK PEYGAMBERE İNMEDİ?
5. NEDEN 13.7 MİLYAR YIL BEKLEDİ?
6. CİNLERDEN VE MELEKLERDEN DE PEYGAMBER OLMASI LAZIM
7. KURAN AÇIK DİLLE Mİ YOKSA SAF DİLLE Mİ YAZILDI
8. KURAN BİLİME YÖNLENDİRİR
9. KURAN DÜŞÜNMEYE YÖNLENDİRİR
10. HZ.MUHAMMED EPİLEPSİ HASTASI MIYDI
11. ZİNANIN BİLİMSEL ZARARLARI
12. KELAM KOZMOLOJİK ARGÜMAN
13. MODAL KOZMOLOJİK ARGÜMAN
14. KARALAMA DİNİ ATEİZM
15. MÜSLÜMANLAR TERÖRİST(!)
16. DİN AFYONDUR SAFSATASI
17. PSİKOLOJİK ATEİST ÇELİŞKİSİ
18. İNANÇ DOĞUŞTAN GELİR
19. DÜNYA HAYATI OYUN VE EĞLENCE Mİ
20. AMERİKALI YAZAR JOANNA FRANCİS'İN İTİRAFLARI (KADINLAR)


İNSTAGRAM: 111YEK111

ENFAL 65-66 İDDİALARI

iddialar;

1)Bir Müslüman kaç kişiye bedel
2)"Bildi" fiili
3)Savaşa teşvik etmek

Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.(enfal 65)

Şimdi Allah, yükünüzü hafifletti; sizde zayıflık olduğunu bildi. O halde sizden sabırlı yüz kişi bulunursa, (onlardan) ikiyüz kişiye galip gelir. Ve eğer sizden bin kişi olursa, Allah'ın izniyle (onlardan) ikibin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.(66. Ayet)

Bu paylaşımda bu iki ayet ile ilgili 3 farklı iddiaya cevap vereceğiz.

iddia: ilk ayette bir müslümanın 10 katına karşı galip geleceği yazarken ikinci ayette 2 katına galip geleceği yazıyor. Bu çelişki değil mi?

Hayır arada çelişki yok, eğer ayetleri dikkatli okursanız Allah ayetlere bir şart/koşul yerleştirmiş. Yani iki farklı durum var.

Enfal 66 ayetinde "sizde zayıflık olduğunu bildi" deniliyor. Allah'ın ayetlere yerleştirdiği koşul istenç zayıflığı yani "zaaf"

Kısacası eğer zaaf göstermezseniz Enfal 65 ayetinde denildiği gibi 10 katınıza, zaaf gösterirseniz Enfal 66 ayetinde denildiği gibi 2 katınıza yetecek kadar gücünüz olur.

Sonuç olarak; İki ayet arasında bir çelişki yada bir birinin hükmünü kaldırması diye bir şey söz konusu değildir.

iddia 2: Enfal 66 ayetinde Allah için "bildi" ifadesi kullanılıyor. Allah öncesinde onlarda zaaf olduğunu bilmiyor muydu önceden, zamanla mi öğrendi?

Bazı iddialardan aslında ateist/deist vb. arkadaşların çok da iyi bir araştırmacı olmadığı anlaşılıyor. Bu iddia da onlardan biri.

Ayette "bildi" olarak çevrilen kelimenin Arapçası "alime". Bu kelime fiil kipi aslında geniş zaman için kullanılır.

Hatta 12. Yüzyılda yaşamış Er Razi'nin tefsirinden cevap verelim;

Ayetteki “bildi” manasına gelen “ALİME” fiili, sahabelerdeki güçsüzlüğün bizzat vuku bulduğuna, bunun ileriye dönük bir bilgi değil, bizzat vaki olan bir hususla ilgili bir bilgi ve ilim olduğuna işaret etmeye yöneliktir. ( Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Yani türkçede anlaşıldığı gibi önceden bilmiyordu sonrada öğrendi anlamında değil "bilir" anlamında kullanılır.

Aslında o cümle "Allah sizde zayıflık olduğunu gözlemledi" şeklinde anlaşılmalı.

iddia 3: Enfal 65 ayetinin başında "müminleri savaşa teşvik et" deniliyor. Bu açıkça İslam dininin kandan beslenen teröristlerin dini olduğunu gösterir.

Öncelikle bu ayet durup dururken inmedi, ortada bir savaş durumu var. Ayet Bedir savaşı öncesinde inmiştir.

Not: Enfâl Sûresi Medine'de hicretin ikinci senesi inmiştir. Büyük bir kısmı Bedr savaşı hakkında ve Bedr savaşı esnasında indiği olduğu için Bedr Sûresi de denilir.

Hz.Muhammed(sav) ordunun komutanı ve eğer ortada savaşa durumu varsa savaşa teşvik etmekten daha doğal ne olabilir?

Örneğin Fatih'in Istanbul fethi sırasında ordusuna "sizler Bizans'ı tarihe gömecek ordusunuz" demesi gayet normal bir durum.

Yine aynı şekilde Bizans komutanı 11.Kostantinos'un "Osmanlı askerlerine gerçek savaşçıları gösterin" demesi doğal bir durum..

Bana tarihte ordusunu savaşa teşvik etmeyen tek bir komutan gösterebilir misiniz?

Sonuç olarak; ayetler ile ilgili iddialar dikkatsizlikten, eksik bilgiden ve mevcut durumun göz önüne alınmamasından kaynaklanıyor.

İLK MÜSLÜMAN KİM

İlgili ayetler;

 “De ki: “Şüphesiz, benim namazım, ibâdetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah aittir. Onun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” (Enam, 6/162-153)

“Musa, tâyin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuşunca: “Rabbim! Bana zatını göster, sana bakayım” dedi. Allah: “Beni asla göremezsin! Fakat şu dağa bak. Eğer o dağ yerinde durabilirse, o zaman sen de beni görebileceksin!” dedi. Rabbi o dağa tecelli edince onu darmadağın etti. Musa da bayılıp düştü. Ayılınca; “Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim, ben iman edenlerin ilkiyim!” dedi.” (Araf, 7/143)

İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.(ali imran 67)

 Bu 3 ayete bakıp ilk Müslüman konusunda çelişki olduğu öne sürülür..
 ‎
 -‎ Enam:163’te Hz. Peygamberin “ben müslümanların ilkiyim” demesiyle ilgilidir. “De ki: Ben ilk Müslüman olmakla emrolundum.” (Zümer, 39/12) mealindeki ayette de aynı ifadeler söz konusudur.

Buna mukabil, Araf: 143. ayette ise Hz. Musa’nın “ben iman edenlerin/müminlerin ilkiyim” der.

Ayrıca ali imran 67 ayetinde hz. Ibrahim'in Müslüman oldugu yazar. Hz.ibrahim de hz.musa ve hz.Muhammed'en önce yaşadığı bilindiği göre ilk Müslüman hz.ibrahim olmalı derler.
Peki bu ayetler arasında bir çelişki var mi?

Bunun cevabı şudur:
İman kavramı, bütün hak dinlerin ortak paydasını teşkil eden dinin temel unsurlarını ihtiva etmektedir.

İslam ise, bütün emir ve yasaklar konusunda Allah’a  tam teslimiyeti ifade etmektedir.
Bu açıdan bakıldığında, iman esaslarını da içine alan İslam kavramı, Hz. Adem’den beri bütün semavi dinlerin ortak unvanıdır.
Buna göre her peygamber elbette kendi devrinde ilk mümin ve ilk Müslümandır. Çünkü her peygamberin kendi döneminde herkesten önce Allah’a iman etmesi ve onunu  emirlerine teslim olması sosyolojik olarak da kronolojik bir zorunluluktur.

Buna göre:
- Hz. İbrahim kendi döneminin ilk Müslümanıdır;
- Hz. Musa kendi devrinin ilk Müslümanıdır ve
- Hz. Muhammed de kendi döneminin ilk Müslümanıdır.
-Eğer tarihi olarak bakılırsa ilk Müslüman hz.Âdem'dir.

Sonuç olarak, ilk Müslüman ilk peygamber de olan Hz. Adem’dir. Ama Kuran mantığına göre, gelen tüm elçiler de kendi kavimlerinin ilk müslümanlarıdır…Bu basit mantığı anlayarak baktığımızda Kuran ayetleri arasında asla hiçbir çelişkinin olmadığı görülecektir….
Demek ki ilgili ayetler arasında herhangi bir çelişki söz konusu değildir.

KURAN'DA HAYVANLARA HAKARET Mİ VAR

iddia: “Aşağılık maymunlar olun” gibi ayetler Allah’ın kendi yarattıklarını aşağılaması anlamına gelmiyor mu?

Kuran’da bazı insan karakterleri hayvan karakterlerine beznetilerek ifade edilmiştir. Ateistler tarafından bu durum “ hakaret”  olarak algılanılmakta ve  bu sebeple birtakım olumsuz eleştiriler yapılmaktadır.  Peki gerçekten de durum böyle midir? Hep birlikte ilgili ayetleri inceleyelim;

İnsan davranışlarını anlamının bir yolu da hayvan davranışlarını incelemektir. İnsanlar, bazı olumsuz davranışları ya da kişilik özelliklerini hayvan davranışlarına benzeterek anlatmaya çalışırlar. İnsanlığın bu etkili ifade biçimi, Yüce Allah tarafından Kuran’da da kullanılmıştır.

İnsanların maymuna çevrildiğini açıklayan ayetleri, aşağılık kompleksi, üstünlük isteği ve cimrilik özelliği,insan davranışlarının eşeğe benzetildiği ayetleri, anlayışsızlık, bilgi davranış uyumsuzluğu ve iletişimde ölçüsüzlük,insan davranışının köpeğe benzetildiği ayeti ise, insanın doyumsuzluğu ve buna bağlı ortaya çıkan sıkıntı olarak  ele alacağız.

Allah Kuran’da,  helal haram gözetmeyen, verilmiş nimetleri hak ve eşitçe paylaşmayan, bölüşmeyen  zihniyeti eleştirmiştir. Mal düşkünlerini, mülkü mezara götürecekmiş gibi davrananları, para ile güç devşirip hegemonya kuranları, para ile üstünlük taslayanları, para ve malla övünenleri, para ile kendini değerli zannedenleri, paraya kul olanları;  Aç gözlü aşağılık maymunlara ve domuzlara benzetir. ( Bakara 65, A’raf 166, Maide 60. ayetler)

Kuran’da ki tüm yasaklar insanların nefislerine hâkim olması için ruhî bir terbiyedir. İlgili ayetlerde  bahsedilen kişiler. hırs, tamah ve açgözlülükleri yüzünden bir türlü yola gelmediler. Mal mülk hırsı karakterlerini bozdu. Akılları tutuldu, vicdanları paslandı, yürekleri karardı. Verdikleri sözle çeliştiler. İşlerine gelmeyince şeriatlarını (hukuklarını) çiğneyebildiler. Arzu ve iştahlarına gem vuramayan böylesi tipler “maymun iştahlı” olmaları yüzünden perişan oldular. Çünkü tıpkı bir maymun gibi davranıyorlardı. doymak nedir bilmeyip fazlası gelse yine istemek, günah, saldırganlık, haram yiyicilik ve eli bağlı olmak (cimrilik) ile ilgilidir.

Kuran, herhangi bir makam sahibine veya zenginlere kulluk eden, her denilene çanak tutma özelliği sergileyen karakterleri;  Dilini sarkıtarak soluyan köpeklere benzetir.(Araf suresi 176 )
Ayrıca Kuran’da ilmi ile amel etmeyenler, başkalarına nasihat verip kendi nefsini unutanlar,  Kitap yüklü eşeklere benzetilir. (Cuma suresi 5. ayet)

Bu yazımızda bahsettiğimiz bütün meselelerle beraber  Kuran’ın yeniden diriliş beznetmesi için “çekirgeler gibi” ifadesini kullanmasıda çok manidardır.

Hepsi de alçalmış bakışlarla mezarlarından çıkarlar. Tıpkı yayılan çekirgeler gibi. (Kamer Suresi 7)

Kuran, tekrar diriliş günü insanların mezarlarından çıkışını çekirgelere benzetmektedir. Peki, neden çekirgelere? Son yüzyılda böcekler üzerinde mikro kameralar ve sistemli gözlemlerle yapılan araştırmalar, neden çekirgelerin örnek olarak gösterildiğini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Çekirge canlısı yumurtlama yöntemi ile üreme sağlar. Sonbahar aylarında dişi çekirge yumurtasını toprağın altına gömer. Yaz aylarının başında sıcaklık 34 dereceye
 çekirge larvaları  toprağın altından yeryüzüne çıkarlar. Nereden çıkarlar? Toprağın altından.sonra çekirge yumurtalarından yeni yavrular çıkar.

Yaratıcının, bir konuda üstünlükle var ettiği bir varlığı; daha az becerili bir şekilde yarattığı bir varlıkla kıyaslaması ikinciye değil, birinciye eleştiridir.

Bu konuyu “çok basit” bir örnekle izah edelim.

Bir öğretmen düşünün. 1. sınıf ve 7. sınıf öğrencilerine ödev veriyor. 1.sınıf öğrencileri ödevi -haliyle- basitçe yapıyor. ancak 7. sınıf öğrencisi aynı basitlikle yaptığında hocası ona şöyle diyecektir:
“1. sınıf çocuğu gibi basit ve anlamsız bir ödev olmuş!”

Öğretmenin basit bir matematik işlemini yapamayan öğrenciye verdiği tepki olarak düşünün:
“yazık size! birinci sınıf çocuğunun çözebildigi matematik sorusunu çözebilecek kadar zeka yok mu sizde!”

dikkat ederseniz, burada hoca 1.sınıf çocuklarının “zekasız” olduğunu ifade etmiyor. Zira onlardan beklenen bu. Onların aldığı eğitim bu. Hatta aynı ödevle yüksek puan alacaklardır.

Burada eleştirilen şey 7. sınıf çocuğunun, aldığı eğitim ve geldiği noktaya rağmen hala basit bir toplama işlemini yapamamasıdır. Yani eleştiri ufak çocuğa değil, bu öğrenciyedir.

Bu basit eleştiri örneklemini kuramayıp, din eleştirisi yapabildiğini düşünmek oldukça ilginç olsa gerek.
KURAN NEDEN İLK PEYGAMBERE İNMEDİ?

Öncelikle doğru bilinen bir yanlıştan bahsetmek istiyorum; İslamiyet 1400 yıl önce hz.Muhammed ile geldi bilgisi yanlıştır. hz.ademden hz.Muhammed'e kadar bütün peygamberler İslâm inancı ile geldiler.  Evet; Allah önce yahudilik dinini gönderdi sonra bu bozuldu Hristiyanlığı gönderdi son olarak İslâm geldi bilgisi de yanlıştır. Bunların özü aynı dindir.
Bütün peygamberler tevhid yani Allah'ın birliği ve Allah'tan başka ilah olmadığı inancı ile geldiler.  Bazı peygamberlere sahife verildi bazılarına kitap verildi ve kurallar zamanla topluma uygun olarak geldi ve son halini Kur'an ile aldı. Önceki gelen kitapların insanlar tarafından değiştiğine inanırız eğer İncil, Tevrat ve zebur'un orjinal hali elimizde olsa temel olarak Kur'an'dan farkı olmadığını görürdük. Zamana uygun olarak bazı farklılıklar olabilir.

Örneğin Kur'an'da faizin yasak olduğu ile ilgili ayetler var yada savaş kuralları ile ilgili ayetler var. Bu ayetler hz.Âdem'e inemezdi çünkü faizin haram olduğunu söylemek için önce faiz olması lazım. Faizin olması için alışveriş olması lazım. Hz.Âdem döneminde bunlar daha gelismedigi için Kur'an gibi geniş hükümler içeren bi kitabın o dönemde inmesini bekleyemezsin. Yada hz.Adem'in savaşacağı bir topluluk yoksa karşısında neden savaş kuralları insin? Işte bu ve buna benzer nedenlerden dolayı Kur'an'ın gelmesi için belirli bi zaman gerekli. Aynı şekilde bizim inancımıza göre bütün peygamberler Müslümandır.

İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyan. Fakat o, hanif (Allah’ı bir tanıyan, hakka yönelen) bir müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.(ali imran67)

İsa, onların inkârlarını sezince, “Allah yolunda yardımcılarım kim?” dedi. Havariler, “Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah’a iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız” dediler.( ali imran 52)

Musa dedi ki: “Ey kavmim, eğer siz Allah’a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O’na tevekkül edin.” (Yunus Suresi, 84)

Deyin ki: “Biz Allah’a, bize indirilene (Kur’an’a), İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilen (Tevrat ve İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab’lerinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz ona teslim olmuş kimseleriz.”(bakara 136)

önceki peygamberler belirli bir bölgeye geldiği için veya zamana göre belirli farklılıklar olsa temel olarak aynı yol üzerinde kademe kademe ilerlemistir. Bunu şuna benzetebiliriz. Örneğin ortaokulda fen dersi verilir lisede fizik üniversitede mühendislik fiziği verilir öğrenciye. Temel olarak fizik dersi verilir ama eğitim durumuna göre eklenerek ilerler.

Örneğin önce maddeyi sonra atomu daha sonra atomaltı parçacıkları,kuarkları öğrenir. ilkokul çocuğuna fen bilgisi diye kuarkları anlatmak ne kadar garip ise hz.Adem zamanında da Kur'an inmesi o kadar garip olur.Yani kısaca anlatılmak istenen; eğer Tevrat İncil zebur ilkokul ortaokul kitapları ise Kuranı kerim bir üniversite kitabıdır ve kuranın inmesi için insanlığın belli bir seviyeye gelmesi lazımdı.Peygamberler de insanların öğretmenleridirler.  Ve Kur'an kıyamete kadar hükmü gecerli olan kitaptır.

Ayrıca Peygamberimiz (asm)'in diğer peygamberler arasındaki konumu bellidir. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş ve peygamberliği belli bir zamana ve belli bir döneme ait olmayıp, bütün zaman ve dönemleri içine alıyor. Hem de insan ve cinlere gönderilmiştir. Diğer peygamberler öyle değildir.Öyleyse bu Peygamber (asm)'in kitabı da bütün zaman ve mekanları içine alacak şekilde olmalıydı.

Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı indiren Allah'ın şanı yücedir.(furkan suresi 1.ayet)

 (Resûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.(enbiya 107)

NEDEN 13.7 MİLYAR YIL BEKLEDİ

Bu sorunun belli çeşitleri vardır. Allah şimdi ne yapıyor? Allah insanı yaratmak için neden  13.7 milyar yıl bekledi?? Allah kıyametten sonra ne yapacak? Gibi sorular..bu tür sorular basit mantıken hatalı sorulardır. Neden?

"Zaman" dediğimiz şey yaratılan birseydir ve Zamanı yaratan ise Allah'tır. Allah ise yaratılmayandır ve yarattıklarına benzemez. Ayrıca Allah yarattığı zamana dahil değil!! Biz Allah için "zamansız" deriz yani zamanın dışında ve bütün zamana hakimdir. Örneğin;Allah için İstanbul fethi(1453) zamanı ve 2018 arasında bir fark yoktur.

Peki zaman ne zaman yaratıldı?
Güzel soru demi🙂
Fred Alan Wolf, bunu şu şekilde açıklar:

Einstein’in genel rölativite kuramına göre, madde zaman ve mekandan bağımsız olamaz. Eğer bunlardan herhangi biri – madde, mekan veya zaman – eksikse, tümü eksiktir. Maddenin var olması için mekanın varlığı gereklidir, zamanın varlığı için maddenin varlığı gereklidir ve mekanın varlığı için de zamanın varlığı gereklidir. Bunların tümü birbirine bağımlıdır.
Madde Bigbang ile yaratıldı ise zaman da Bigbang ile başlamıştır aynı şekilde mekan da.

Zamansız bir şeyi hayal etmek imkansız gibi. Çünkü daha önce hiç zamansız birsey görmedik yani Aklın sınırlarını aşan birsey. Ama şu da bir gerçektir ki bir yaratıcı kesinlikle zamanı da yaratan olmalı çünkü öbür türlü yaratıcı zamanın içindedir demek binlerce çelişkiyi beraberinde getirir.

"Geçmiş, şu an ve gelecek" olmak üzere üçe ayrılan zaman, nisbî yani göreceli bir ifadedir.Yaşadığımız an, bir an öncesine göre gelecek idi, bir an sonrasında ise geçmiş olarak isimlendirilecektir. Bu ve benzeri bütün nisbetler ve izafetler mahlûkata göredir. Yâni, "asır, sene, gün, dün, bugün, yarın..." ancak mahlûkat için söz konusudur. Yani bu tür zaman bildiren terimler Allah için kullanılmaz.

Biz Allah "ezelidir" deriz.
Ezelde "geçmiş, şu an, gelecek, mekân ve mahlûk" yoktur. Zihin ezel hakkında bir zaman silsilesi tasavvur edemez. Zaman "devir, asır, yıl, ay, gün, saat, saniye, an..." gibi birimlere taksim edildiği hâlde, ezel için böyle bir taksimat yapılamaz. Ezel için bir başlangıç noktası da tasavvur edilemez.


işte bu yüzden Allah yaratmadan önce ne yapıyordu, yaratmak icin neden 13.7 milyar yıl bekledi yada kıyametten sonra ne yapacak gibi cümleler zaman belirttiği için hatalı sorulardır. Zaman belirten bir soruyu ancak zamanın içindeki biri için kullanabiliriz.

CİNLERDEN VE MELEKLERDEN DE PEYGAMBER OLMASI LAZIM

İlgili ayetler;

“De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” (İsra, 17/95)

“Allah meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Doğrusu Allah işitir ve görür.” (Hac, 22/75)

Bu ayetlere göre iki iddia öne sürülür;
1.iddia;
hac suresinde melekten elçi seçildiği ama isra suresinde meleklerden peygamber olmadığı yazar. Çelişki değil mi?

Evet doğrudur melekler imtihan edilen bir topluluk olmadığı için aralarından peygamber çıkmaz. Allah peygamberi imtihan edilen topluluğun cinsinden seçer. Hac suresinde geçen elçi kelimesi insanlar için kullanıldığında peygamber ama melekler için kullanıldığda vahiyi getiren kişidir. Ki zaten hem hz.Muhammed'e hem de Cebraile elçi denildiği çoğu dini kaynakta geçer.elçi kelime anlamı olarak aracı demek. Kelime anlamı olarak bakınca ikisi için de aynı çünkü melek Allahtan vahyi getirir peygambere teslim eder peygamber de insanlara aktarır. Bu olayda peygamber de melek de elçilik yapmış olur. Ama küçük bir fark olarak imtihan edilen için yani insan için peygamber anlamına da geliyor.

2.iddia;
yeryüzünde cinlerin de imtihanda oldugunu söylediğinize göre ve isra suresindeki mantığa göre cinlerden peygamber gelmeli değil mi?

 Bazı tefsircilere göre Hz. Adem (as)’den önce yeryüzü sakinleri cinler olduğu için cinlerden peygamberler gelmiştir. Fakat, Hz. Adem (as)’den sonra yeryüzünün halifesi insanlar olduğu için peygamber de insanlardan gelmiştir. Artık cinler ikinci derecede muhatap oldukları için, peygamberler insanlardan gelmeye başlamış. Hatta bazı hadislerde hz.Muhammed(sav) sahabelere ders verdiğinde cinlerin de orda peygamberi dinlediği geçer.
 (Bu konudaki geniş bilgi için bk. Niyazi Beki, Rahman suresinin tefsiri).

Peki tefsriciler neye dayanarak Cinlerden peygamber gelmiş olabilir diyorlar?

“Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi okuyup aktaran ve size, bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi uyarıp korkutan elçiler (peygamberler) gelmedi mi? Onlar: 'Nefislerimize karşı şahadet ederiz.' derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kâfir olduklarına dair kendi nefislerine karşı şahadet ettiler.”(En'am, 6/130)

Buna göre ayette geçen “içinizden” ifadesi,  yukarıdaki  peygamberlerin hem insanlardan hem de cinlerden olabileceğini belirtir, ya da  peygamberlerin yalnız insanlardan olabileceğini vurgulamış olabilir. Ancak “Ey cin ve insan topluluğu!” şeklinde iki farklı topluluk olarak hem cinlere hem insanlara hitap edilmesi “içinizden” ifadesinin kullanılmasını doğru kılmıştır.”
KURAN SAF ARAPÇA ApAÇIK ARAPÇA MI?

iddia:Bazı ayetlerde Kur'an'ın saf Arapça olduğu söyleniyor peki neden Kuran İçinde  Arapça kökenli olmayan sözcükler var?

Ateist arkadaşa "Kur'an'ın saf Arapça ile yazıldığını söyleyen ayetler hangisi" diye sorduğumuzda bize sunduğu👇 ayetler;

(Resûlüm!) Onu Rûhu´l-emîn (Cebrail) uyarıcılardan olasın diye, apaçık Arap diliyle, senin kalbine indirmiştir. (şuara 193-195)

(Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır (fussilet 3)

...halbuki bu Kur’ân, açık bir Arapça ifadedir. (Nahl 103)

Evet bu ve bunlara benzer birkaç ayette Kur'an'ın açık ve apaçık Arapça olduğu geçer
yani Arap dilini bilen herkes Kuran’da söylenenleri anlar.

Ama hiçbir ayette "saf Arapça" olduğu geçmez.Açık veya apaçık bir dil ile yazılmış demek saf bir dil ile yazılmış demek değildir.

"Açık" ve "saf" kelimelerinin ya anlamlarını gerçekten bilmiyorlar yada muhatabını kandırmak için bilerek çarpıtıyorlar.

Saf: içinde hiçbir katkı öğesi bulunmayan, katışıksız, katkısız.

Açık: çetrefil olmayan, kolay anlaşılır.

Örnek: “ Kemal, final imtihanında kopya çektiği için fakülte konseyi kararıyla üniversiteden uzaklaştırıldı”

Örneğin bu cümle apaçık bir Türkçe bir cümledir. Yani Türkçe bilen kişi gayet rahat anlar ama bu cümle saf Türkçe değildir.

Kemal👉Arapça         imtihan👉Arapça
Final👉Fransızca        Kopya👉İtalyanca
Fakülte👉Fransızca   Konsey👉Fransızca
Karar👉Arapça         Üniversite👉Fransızca

Aslında dünyada kullanılan dillerden hiçbirisi zaten saf olmak iddiasında bulunamaz. Sosyolojik olarak her dil, diğer dillerden kelime ve kavramlar alır ve verir.

Eğer katıksız Türkçe konuşacağım diye tutturursanız hiçbir şey diyemezsiniz. Çünkü "hiç" Farsça "şey" Arapçadır.🙂

Bu iddiada dil bilimi düşünülmeden ve kelime anlamlarını bilmeden sadece bir iddiada bulunmak için ortaya atılmış bir suçlama vardır.

Bunun kesinlikle bir iddia değeri bile yok! Suçlama,karalama safsatasına yoğunlaşmış beyinlerin aradaki farkı algılamamaları da normal karşılıyoruz.

Lütfen sözcüklerin anlamlarını ve sözcükler arasındaki anlam farkını öğrenip öyle iddiada bulunun.😌

Kaynak

https://www.etimolojiturkce.com
KURAN BİLİME YÖNLENDİRİR

Kozmoloji – İnkar edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hala inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi 30. ayet)

Astronomi – Üzerlerindeki göğü nasıl kurduğumuza ve süslediğimize bakmazlar mı? Bir çatlağı da yoktur onun. (Kaf Suresi 6. ayet)
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!(gasiye suresi 18.ayet)

Planetoloji – Güneş ve Ay. Hesaba bağlıdır her birinin her şeyi. (Rahman Suresi 5. ayet)

 Paleontoloji-De ki “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına göz gezdirin.” (Ankebut Suresi 20. ayet)

Jeomorfoloji – Yere bakmıyorlar mı nasıl yayılıp döşendi? (Gaşiye Suresi 20. ayet)

Orografya – Dağların nasıl dikildiğine bakmazlar mı? (Gaşiye Suresi 19. ayet)

Zooloji – Muhakkak ki hayvanlardan alacağınız ibretler vardır. (Nahl Suresi 66. ayet)
Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır! (Gasiye suresi 17.ayet)

Arkeoloji – Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonuna bakmazlar mı? (Rum Suresi 9. ayet)

Biyoloji – Benliklerimizin içinde de nice ayetler var. Hâlâ bakıp görmeyecek misiniz? (Zariyat Suresi 21. ayet)

Embriyoloji – Öyleyse insan neyden yaratıldığına bir baksın.
(Tarık suresi 5.ayet)

Botanik – Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın. Kuşkusuz bunlarda inanan bir toplum için deliller vardır. (En’am Suresi 99. ayet)

daha fazlası için bakınız: KURAN
KURAN DÜŞÜNMEYE YÖNLENDİRİR

....Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.(Bakara Suresi, 269. ayet)

...“Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı?..(fatır suresi 37.ayet)

....De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu? Yine de düşünmeyecek misiniz?"(En'am Suresi, 50. ayet)

...Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"(En'am Suresi, 80. ayet)

Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?(Nahl Suresi, 17. ayet)

Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi...(Mü'minun Suresi, 68. ayet)

...Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.(En'am Suresi, 126. ayet)

...İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?(Yunus Suresi, 3. ayet)


..Hiç düşünmez misiniz?"(Hud Suresi, 30. ayet)

Bu iki grubun örneği; kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Örnekçe bunlar eşit olur mu? Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?(Hud Suresi, 24. ayet)

De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"(Mü'minun Suresi, 85. ayet)
 O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için.(Furkan Suresi, 62. ayet)

...Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?(Secde Suresi, 4. ayet)

 Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede?...(Duhan Suresi, 13. ayet)

 Öyle olmasa, Kur'an'ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?(Muhammed Suresi, 24. ayet)

 Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?(Kamer Suresi, 17-22-32-40. Ayetler)

Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?(Vakıa Suresi, 62. ayet)

...Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?"(Yunus Suresi, 16. ayet)

...O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.(Yunus Suresi, 100. ayet)

...Benim ücretim, beni yaratandan başkasına ait değildir. Akılerdirmeyecek misiniz?(Hud Suresi, 51. ayet)

 Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık."(Mülk Suresi, 10. ayet)

 Bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin var, değil mi?(Fecr Suresi, 5. ayet)

Yine de akıllanmayacak mısınız?(Saffat Suresi, 138. ayet)

Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi...(Mü'minun Suresi, 68. ayet)

sorgulama;

İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?(enbiya30)

O bir zamanlar sadece akıtılan bir meni damlası değil miydi?(kıyame37)

Onlara, “Allah’ın indirdiğine uyun!” denildiğinde, “Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!” derler. Peki ama, ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı (onların yoluna uyacaklar)?(bakara 170)

Hâlâ Kur’an’ı düşünüp anlamaya çalışmıyorlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, mutlaka onda birçok çelişki bulurlardı.(Nisa 82)

Yoksa onu (Muhammed kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah’tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.(yunus 38)

Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.(enbiya22)

Hz.ibrahim in hikayesi bir sorgulamadan ibarettir...

HZ.MUHAMMED EPİLEPSİ HASTASI MIYDI

Vahiy gelirken Rasulullah (s)’ın bir acı hissetmesi, kulağına çıngırak sesi gibi bir ses gelmesi (Buhârî, h. 1422, I: 6) ve soğuk bir günde bile alnının terlemesine (Tirmizî, 1795, V: 597) dair rivayetlerden yola çıkarak bazı Batılı eleştirmenler bu hallerle epilepsi hastalığı arasında irtibat kurmaya çalışırlar.

Temporal lop epilepsi hastaligi yani halk dilinde sara hastalığı;

Peygamberde korku, terleme, Halüsinasyon, Yuz kizarmasi,hayal görme, gibi belirtilerin olduğunu iddia edip bunları epilepsi hastalığı belirtileri olduğunu iddia ederler. Oysaki epilepsi hastası daha birçok belirti gösterir bunlar;daha önce olmuş bir olayı olmamış gibi veya olmamış bir olayı olmuş gibi hissetme, daha önce tanımadıklarını tanırmış gibi, tanıdıklarını tanımazmış gibi hissetme, hoş olmayan kokular, baş dönmesi, vs..

Bu belirtilerden hadislerde korku,titreme, şiddetli bir ses duyduğu geçer sadece. Ayrıca Halüsinasyondan kasıt meleği görme ise ki zaten Cebrail diğer insanlara görünmez bu gayet doğal birsey.. Ayrıca vahiy almak bakkaldan sakız almaya benzemez tabiki bir titreme ve korku olmalı..zaten bunun olmaması anormal olur. Sevgilisinden mesaj gelince eli ayağı birbirine girenler acaba Allah'tan vahiy gelince ne olmasını bekliyorlardı??

Ki agnostik Yahudi olan araştırmacı Lesley Hazleton'a göre bu belirtiler onun aslında gerçek bir peygamber olduğunu kanıtladığını söyler..

Sara hastası olan kimse, nöbet sırasında idrak ve düşünme kabiliyetini tamamen kaybeder. Kendisinde ve etrafında olup bitenin farkına varamaz, bilinci durur. Halbuki Hz. Peygamber ayetlerin inişinin ardından insanlara hukukun, ahlakın, kulluğun, edebi ifadenin, nasihatin en güzel örneklerini içeren o ayetleri insanlara duyurmaktadır. Benzerini getirmekten bütün insanların aciz kaldığı bir kelam, bir sara hastasının geçirdiği nöbetlerin sonucunda söylemeye başladığı sözlerin toplamı olabilir mi?

Onun vahiy aldığı anlardan sonra tebliğ ettiği ayetlerin toplamından oluşan Kur’an elimizdedir. Kur’an’ın beyanındaki mükemmellik ortadadır.

Sara hastaları nöbet geçirdikleri sırada bilincini kaybederler, ne yaptıklarını bilmezler. Halbuki hiçbir rivayette böyle bir durum bildirilmez, Hz. Muhammed vahiy alırken bilinçlidir. Dahası, sara hastaları nöbet sırasında ağızlarından köpük gelir, idrarını kaçırır, çoğu zaman dillerini ısırıp kanatırlar. Vücutları kaskatı kesilir, çoğu zaman nefes bile alamazlar. Hz. Muhammed’in böyle şeyler yaşadığına işaret eden ne ufak bir rivayet bile yoktur. Dahası gene düşmanları bile böyle bir durum bildirmemişlerdir.

Söz konusu iddia ilk olarak Ortaçağ Batılı oryantalistler tarafından ortaya atılmıştır. Aslında hiçbir ciddi tarihçi hiçbir zaman bu görüşü savunmamasına rağmen, Türkiye’deki bazı ateistler bu iddiayı eserlerinde gündeme getirip ciddi bir iddiaymış gibi göstermişlerdir. İddianın tek temeli, hadislerde geçen Hz. Muhammed’in vahiy alırken titrediği, üstüne ağırlık çöktüğü iddialarıdır.

Batılı bütün önemli İslam tarihçileri söz konusu iddiayı reddetmişlerdir. Ünlü karşılaştırmalı dinler uzmanı başpiskopos Tor Andrae, söz konusu iddianın temelsizliğine dikkat çekerek, ciddi bir bilim insanının bu iddiayı savunamayacağını söyler.

En önemli Hıristiyan İslam tarihçisi olduğu söylenebilecek olan Montogomery Watt da söz konusu iddiayı çok sert biçimde eleştirir. Watt’a göre sara hastalarında zaman içerisinde fiziksel ve zihinsel rahatsızlıklar gözlemlenir, ancak Watt’a göre Hz. Muhammed’te epilepsi hastalarında gözüken zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklardan eser bile yoktu. Watt’a göre Hz. Muhammed’in, siyaset ve yöneticilikteki başarılı kariyeri, insanları etkilemesi ve kurduğu medeniyet onun epilepsi hastası olmadığının önemli kanıtlarıdır.Watt’a göre bir sara hastasının bunları başarması mümkün değildir. (Watt’ın analizinin detayları için bakınız: Watt, Montgomery (1961),Muhammad: Prophet and Statesman, Oxford University Press. s. 19)

Müslüman düşünür Fazlur Rahman, Hz. Muhammed döneminde Mekke ve Medinelilerin sara hastalığını bildiklerini, ancak hiçbirinin Hz. Muhammed’in sara hastasın olduğu yönünde bir iddiada bulunmadıklarına dikkat çeker. Ayrıca Fazlur Rahman’a göre, söz konusu iddianın dayatılmaya çalışıldığı hadisleri kabul etsek bile, rivayetlere göre Hz. Muhammed vahiy aldığı zamanlar hariç titrememiş, üstüne ağırlık çöktüğü hissine kapılmamıştır. Bu durumlar dolayısı ile 40 yaşında önce de görülmemiştirler. Bu ise açıkça Hz. Muhammed’in sara hastası olmadığını, bu konuyla ilişkili hadisleri doğru kabul ettiğimizde bile böyle bir sonuç çıkarılamayacağını göstermektedir. (Fazlur Rahman’ın analizinin detayları için bakınız: Rahman, Fazlur (1979), Islam, University of Chicago Press. s.13)

Buhari ve Müslim’de geçen bir hadise (Buhari, Merda 6, VII, 4 ve  Müslim, Birr 54, IV ) göre sara hastası bir kadın Hz. Muhammed’i ziyaret etmiş, Hz. Muhammed’den yardım istemiştir. Hadiste sara hastalığının bazı belirtileri geçmektedir. Buradan da açıkça görmekteyiz ki, hadis doğru olsun ya da olmasın, o coğrafyada sara hastalığı ve temel belirtileri bilinmektedir. Peygamberin döneminde yaşayan en azılı düşmanlarının bile böyle bir suçlamada bulunmaması Hz. Muhammed’in sara hastası olmadığının en güzel göstergelerindendir.

Temporal lob nöbeti genellikle 30 saniye ila iki dakika sürer. Temporal lob nöbetlerinin belli başlı özellikleri şunlardır:

Çevrenin farkında olmama, Sabit bakma, Dudak şapırdatma, Tekrarlanan yutma ya da çiğneme, Olağandışı parmak hareketleri, toplama hareketi gibi


Temporal lob nöbetinden sonra şunlar olabilir:

Kısa süreli zihin bulanıklığı ve konuşmakta zorluk çekme, Nöbet sırasında meydana gelen olayları anımsayamama,Başkası söyleyene kadar nöbet geçirdiğinin farkında olmama
Yine aynı şekilde bu belirtiler de peygamberde görülmez. Kısaca bu iddiayla, felsefede ad hominem  (kişiyi karalama safsatası) olarak bilinen mantık hatası işlenmektedir.

Son olarak bakalım Pelin Güçlü ne diyor;

Ben doktorum ve üstü başı bakımlı, temiz şizofren pek görmedim, etrafına binlerce insan toplamış şizofren hiç görmedim. 23 yıl boyunca insanları toplayabilmiş ve hiç falso vermemiş, kriz geçirmemiş üstelik ilaç kullanmadan, şizofren hiç görmedim.

ZİNANIN BİLİMSEL ZARARLARI

Bu paylaşımda bazı araştırma verilerinden faydalanarak zinanın evliliğe verdiği zararlara, babalık şüphesine, ve biyolojik zararlarına değinecez kısaca..

Öncelikle bir ayet ve hadis ile başlayalım:

(Zinaya yaklaşmayın! O; hayasızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur.) [İsra 32]

“Zina etmeyin, kadınlarınızın cazibesi [güzelliği, çekiciliği, albenisi] ve sevgisi gider, soğukluk başlar (karı-kocanın arası açılır).”(hadisi şerif)

Şimdi de araştırma verilerine bakalım;

1)Denver Üniversitesi'nden Galena K. Rhoades ve Scott M. Stanley'in araştırmasını baz alan National Marriage Project'in çalışmasında 2007-2008 yılında bekâr olan ve 18-34 yaş arasında olan 1000 kişi incelendi. 5 yıl içinde bu kişilerin 418 tanesi evlendi.

Araştırmacılar, evlilik öncesi cinsel ilişkinin evlilik kalitesini etkileyip etkilemediğini yakından inceledi. Çiftlerin ilişki kalitesi Dyadic Adjustment Scale ile ölçülürken; çiftlerin birbirine duyduğu güven, boşanmaya bakış açıları ve genel mutlulukları takip edildi.

2)Katılımcıların 23%'ünü oluşturan kısmın (yalnızca eşiyle ilişkiye girmiş olanlar) daha önceden zina yapmış olan çiftlere kıyasla daha kaliteli evlilikler rapor ettiği görüldü. Araştırmanın "özellikle kadınlar için" geçerli olduğu söylendi.

Araştırmada "Kadınların evlilik öncesi partner sayısı arttıkça evliliklerinin daha mutsuz olduğunu söylediği" ifade edildi.Araştırmada ayrıca evlilik öncesi başka biriyle aynı evde yaşayan kişilerin de daha mutsuz evlilikleri olduğu tespit edildi.

National Survey of Family Growth'un raporuna göre, evlilik dışı ilişki yaşamış olan kadınların boşanma istatistikleri belirgin şekilde daha yüksek.

1) Evlilik öncesi 10 veya daha fazla partneri olan kadınlar, boşanma oranı en yüksek kısımda yer alıyor.

2) 3-9 arası evlilik öncesi ilişkisi olan kadınların boşanma ihtimali, 2 partneri olan kadınlardan daha az.

3) Son olarak evlilik öncesi cinsel ilişkiye girmeyen veya 1 kez giren kadınların boşanma oranları en düşük olarak belirtildi.

Peki ya babalık şüphesi?

Bugün dünyada resmen "başka erkeğin biyolojik çocuğuna babalık yapan" çok sayıda erkek var.
Bu duruma "cuckoldry" ismi veriliyor. "Boynuzlama".

Wisegeek'te yayımlanan, 2006 yılında yapılan araştırmada erkeklerin 1.7%-3.3%'lük kısmı HABERLERİ OLMADAN başka erkeğin çocuğuna bakıyor. Ek olarak kendine babalık kesinliği konusunda güvenen erkeklerin güveninin doğru çıktığı tespit ediliyor. Şüphe eden erkeklerde risk daha yüksek.

Liverpool John Moores Üniversitesi'nden bir ekibin yaptığı araştırmada ise 1950-2004 arası veriler incelendi ve her 25 babadan 1'inin başka erkeğin çocuğuna baktığı tespit edildi.

Kadınlara soruyoruz: bir erkeğe bu yalanı söylemeyi sizin vicdanınız kaldırabilir mi?
Erkeklere asıl soruyu soruyoruz: Bunun başınıza gelmesini ister miydiniz?
Babalık konusunda bir erkeği kandırmak ağır bir suçtur ve tecavüz ile aynı cezaya çarptırılmalıdır.

Erkek mikrokimerizmi nedir?

Seattle Üniversitesi ve Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kadınlar cinsel ilişkiye girdikleri her erkeğin yaşayan DNA’sını alıyor ve taşıyor.
Araştırmaya göre, kadın beyni “erkek mikrokimerizmi” barındırıyor; başka bir deyişle farklı bir bireyden gelen, kadını oluşturan hücrelerden genetik açıdan ayrı olan erkek DNA’sının varlığı.

Çalışmaya göre, “Test edilen kadınların %63’ü (59 kişiden 37’si), beyinlerinde erkek mikrokimerizmi barındırıyor. Erkek mikrokimerizmi, birden fazla beyin bölgesinde bulunuyor.”

Özetle;

1) Zina yapmış kişilerin evlilik kaliteleri daha düşük.

2) Boşanma oranları daha yüksek.

3) Çoğu erkek habersiz şekilde başka erkeğin biyolojik çocuğuna bakıyor.

4) Kadının vücudunda önceki partnerlerden mikroçimerizm yoluyla DNA kalıntıları kalıyor ve çocuğun babası siz olsanız da çocuğunuzun bir parçası resmen karınızın eski partnerinden kalmış oluyor.

 Hadi bütün verileri unutun!

Eşin olacak kişinin geçmişinin temiz olmasını istiyorsunuz değil mi? Peki ya siz ne kadar temizsiniz? 4 kişi çaya parmağını soksa kirli diyip içmezsiniz ama 50 kişinin dokunduğu bedenlere aşk diyip sarılabiliyosunuz, güzel mide helal olsun! Biliyor musun İslam bu tür konularda bir "kişilik kalitesi" demektir! Seni gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren "basit insan" grubundan çıkarır "zinaya yaklaşma" diyerek..

Huzurlu ve temiz bir hayat için...

KAYNAKLAR:

http://m.wisegeek.com/how-many-men-unknowingly-raise-children-who-arent-their-own.htm

http://news.bbc.co.uk/2/hi/health/4137506.stm

https://ifstudies.org/blog/counterintuitive-trends-in-the-link-between-premarital-sex-and-marital-stability/

http://before-i-do.org/

https://www.cdc.gov/nchs/nsfg/index.htm

https://m.huffpost.com/us/entry/5698440

http://www.aktuelpsikoloji.com/psikiyatri-arastirmalari-ve-mikrokimerizmin-yeri-9804h.htm

KELAM KOZMOLOJİK ARGÜMAN

Argümanın formüle edilişi şöyledir:

1)Var olmaya "başlayan" her şeyin bir nedeni yani "başlatanı" vardır.
2)Evrenin bir "başlangıcı" vardır.
3)Bundan dolayı, evrenin nedeni vardır.
4)Evrenin nedeni Tanrıdır.
5)Tanrı vardır.

Argümanın temel mantığı Aristoteles'in ''ilk hareket ettirici'' argümanından gelmiştir.Ama argümanı ilk olarak el-Kindi formüle etmiştir.Günümüzde ise modern gelişmeler ile filozof William L. Craig argumanın son halini ortaya koymuştur.

Ayrıca İslâm literatüründe bu argümana "hudus delili" denir.Hudus, sonradan oluşma, yoktan var olma anlamındadır. Sonradan var olan varlıklara da “hadis” denilir.

Bu argüman özellikle evrenin doğumu olan Bigbang keşfi ile ateistlerin baş ağrısı haline geldi. Bigbangden önce ateistler evrenin bir başlangıcı olmadığını, her zaman var olduğu yani ezeli ve ebedi olduğu düşüncesini savunuyordu.Yani bizim Allah'ta var dediğimiz ezel ve ebed özelliklerini onlar maddeye,evrene veriyordular.Evren eskiden beri var ve gelecekte de hep olacak düşüncesi ilk olarak entropi yasasıyla felsefi olarak patlak veremeye başladı.

Entropi yasasına göre, evrenin düzensizliği hep artmakta ve sonunda evrenin düzensizliği artacak ve evren yok olacak.Oysa evrenin hep varolacak fikri savunuluyordu!

İşte bu durumla evrenin başlangıcı olduğuna dair ilk bilimsel düşünceler artmaya başladı. Sonrasında, 1920’li yıllarda birbirlerinden bağımsız olarak, Rus matematikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı astronom Georges LeMaitre, Einstein’ın “Genel İzafiyet Teorisi” modelinin evrenin genişlediğine işaret ettiğini keşfettiler.1929 yılında ise Edwin Hubble, uzak galaksilerden gelen ışık spektrumunun sistemli bir şekilde kırmızı ucuna kaydığını gösterdi ve bu “Doppler Etkisi” olarak yorumlandı.


Anlayacağınız üzere, evrenin bir başlangıcının olması felsefi olarak çok büyük bir değer kazandı. Çünkü Hubble evrenin genişlediğini keşfetti ve bu da fiziksel olarak evrenin bir sonunun olacağına işaretti. "Sonu olan bir şeyin başlangıcının olması da kaçınılmazdır."
Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkıyordu. Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu "tek nokta"nın, "sıfır hacme" ve "sonsuz yoğunluğa" sahip olması gerektiğini gösterdi.

Sonrasında gelen en büyük darbe ise 20. yy’da Big Bang Teorisi’nin ortaya atılmasıydı. Big Bang Teorisi ile evrenin bir başlangıcı olduğu kabul ediliyordu ve evrene dair en önemli teorilerdendi. Arno Penzias ve Robet Wilson 1960’lı yıllarda, bu teorinin öne sürdüğü gibi, “patlamanın” radyoaktif kalıntılarını keşfettiler.1990’larda da Kozmik Fon Tarayıcısı(COBE) bunu doğruladı.Bu olay, evrenin başlangıcı olduğuna dair en önemli kanıtlardan bir tanesidir. Dolayısıyla birçok bilim insanı ve filozof evrenin başlangıcı olduğunu kabullenmek zorunda kaldı.

Ateist felsefeci Henry Lipson: Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece zor olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz.

kozmolog Alexander Vilenkin: Bir argümanın makul insanları inandıran şey olduğu, ispatınsa makul olmayan bir insanı bile inandıran şey olduğu söylenir. Mevcut ispatla, kozmologlar geçmiş ezeli bir evren olasılığının arkasında daha fazla gizlenemezler. Kaçış yok, kozmik bir başlangıç problemiyle yüzleşmek zorundalar.

Peki bir başlangıç var ve biri başlattı bu Tanrı değil de madde olamaz mı?

Öncelikle Var olan şeylerin bir nedenle başladığına dair olan düşünce bilimin ön kabul olarak kabul ettiği bir görüştür. Yani yok iken neden var oldun? Sorusunda illaki bir "neden" olmalı.

Eğer bir “şeyin” yoktan var olabileceği mümkünse, buna dair kanıtlanmış bir bilimsel bir bulgu gerekli çünkü sezgilerimiz ile bu durum tamamen çelişiyor. Peki bilimsel bir kanıtı var mı? Şu anda hiçbir bilimsel bir kanıtı yok. Hiçbir kimse, -şu an için- var olan bir şeyin nedensizce var olduğuna dair bilimsel bir kanıt getiremez.

Daha önce modal kozmolojik argüman konusunda zorunlu ve mümkün varlık farkına değinmiştik. Bir şey sonradan var oldu ise yani ezeli değil ise yani başlangıcı var ise "mümkün varlıktır" Evrenin,maddenin başlangıcı bulunduğuna göre bunlar mümkün varlıktır zorunlu varlık olamaz. Çünkü sonradan var olmuş ve bu yüzden bir nedeni olmak zorunda. Nedeni olmayan varlık "zorunlu varlıktır" ki evrende hiçbir yerde kendi kendini var eden bir zorunlu varlık yok!Ayrıca evrenin nedeninin evren olamayacağı zaten açıktır(Nedensellik ilkesi nedeniyle). Yani zaten evren kendi kendini yaratamaz çünkü "nedenin kendisi oluşandan önce" olmak zorunda. Örneğin ben mermerden bir heykel yapacam diyelim; heykel mermerden önce var olamaz.(nedensellik)

Yani Fiziksel şeyler bir şey oluşturabilir fakat bildiğimiz üzere evrenin yaratıcısı olamaz, çünkü bunların sonradan var olduğunu, yani bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Fiziksel şeyler ancak başlangıcından sonra yaratmaya sahip olabilir, "ana neden" değildir.Başlangıcı olan bütün herşey başlangıcı olmayan bir nedene ihtiyaç duyar var olmak için. Yani "ezeli" olmalı. Ki zaten bunu ateist filozoflar da biliyor ama onlar Bigbang'den önce bu "ezeli" özelliğini maddeye verirlerdi.

Sonuç olarak zorunlu varlık ya madde ya da Tanrıdır. Madde olmadığı kanıtlandığına göre Tanrıdır.

Bazı bilimadamları ve filizofların Bigbang hakkında görüşleri:

Atheistic Humanism kitabında Flew bir itirafta bulundu:

İtiraflarda bulunmanın insan ruhuna iyi geldiğini söylerler. Ben de bir itirafta bulunacağım: Big Bang modeli, bir ateist açısından oldukça sıkıntı vericidir. Çünkü bilim, dini kaynaklar tarafından savunulan bir iddiayı ispat etmiştir: Evrenin bir başlangıcı olduğu iddiasını. Ben hala ateizme inanıyorum, ama bunu Big Bang karşısında savunmanın pek kolay ve rahat bir durum olmadığını itiraf etmeliyim.

En önemli ateistlerden biri olan Flew, Çoklu Evrenler Teorisi’ni kabul edip de Tanrı’nın yokluğunu savunmayı “Tanrı’dan kaçmaya çalışmak” olarak yorumlamış ve bu görüşe laf atmıştır.

Not: yarım yüzyıllık ünlü ateist olan Flew daha sonra ateizmi terketti.

Politzer, evrenin bir başlangıcı olsaydı yaratıcıyı kabul etmek gerekirdi demekteydi.[10] Aynı zamanda, en önemli bilim-felsefe dergilerden bir tanesi olan Nature‘ın yazarlardan olan John Maddox, 1989 yılında, Down With The Big Bang makalesini yazdı(Kahrolsun Big Bang). Maddox, Big Bang’in dini görüşlere büyük bir desteğinin olduğunu ve bu görüşün kesinlikle çökeceğini söylemişti

Aynı zamanda, Henry Lipson ateist bir felsefeciydi. Ancak bu gerçekler açığa çıktıkça, analitik bir felsefeyi benimsediğinden dolayı şu ifadelerde bulunmuştu:

Bence, bu noktadan daha da ileri gitmek ve tek kabul edilebilir açıklamanın yaratılış olduğunu onaylamak zorundayız. Bunun ben dahil çoğu fizikçi için son derece zor olduğunun farkındayım, ama eğer deneysel kanıtlar bir teoriyi destekliyorsa, bu teoriyi sırf hoşumuza gitmediği için reddetmemeliyiz.

Yaşayan en önemli kozmologlardan bir tanesi olan Alexander Vilenkin de şöyle demektedir:

Bir argümanın makul insanları inandıran şey olduğu, ispatınsa makul olmayan bir insanı bile inandıran şey olduğu söylenir. Mevcut ispatla, kozmologlar geçmiş ezeli bir evren olasılığının arkasında daha fazla gizlenemezler. Kaçış yok, kozmik bir başlangıç problemiyle yüzleşmek zorundalar.

MODAL KOZMOLOJİK ARGÜMAN

 Modal Kozmolojik Argümanı özet olarak aşağıdaki gibi ifade edelim öncelikle;

1. Varlığı mümkün ya da imkan dahilinde olan her varlığın var olabilmesi için bir şarta, gerekçeye veya nedene ihtiyaç vardır.

2.Evrenin varlığı mümkündür, ihtimal dahilindedir ve o var olmak zorunda değildir.

Bu yüzden;
3. Evrenin varlığının bir gerekçesi, nedeni veya şartı vardır.

4. Eğer evrenin varlığı bir şarta muhtaç ise bu şart "Zorunlu Varlık" tır,  yani filozoflara göre Tanrı'dır.

5. O halde Tanrı vardır.

Tanrının varlığına dair başka hiç bir kanıt olmasa bile, derinlemesine düşünüldüğünde, zayıf insan aklının sınırlarını zorlayan ve entelektüel tarihteki en önemli fikirlerden biri olan bu argüman "inanmayı"; "reddedişe" tercih etmeye yeterli olur. Evrenin beklenmedik varoluşu (imkanı) üzerine kurulu bu argüman kozmolojik kanıtın tarihsel olarak en önemli versiyonudur.

Bu argüman yaratıcı olduğuna dair kesin kanıt olmasa da yaratıcı varlığını kabul etmenin, yaratıcı olmadığına dair düşünceye göre daha mantıklı olduğunu söyler.

Modal kozmolojik argümanının kelam kozmolojik argümanından farkı ise; sonsuz geçmişe sahip bir evren anlayışı içermesidir.  Kelam kozmolojik argümanı ise evrenin/evrenlerin "zamansal bir başlangıca" sahip olduğu fikri üzerine kurulur.

 Kelam kozmolojik argüman; "evrenin başlatan bir başlangıc(Bigbang) olduğunu ve başlangıcı olan şeyin sebebi olduğuna göre evrenin varolma nedeni Tanrıdır" şeklindedir. Tabiki Kelam argüman Modal argümana göre daha güçlü bir argümandır. Modal kozmolojik argumanda bir "başlangıç" gereksizdir. Yani bir başlangıç olmasa bile bir varlık varlık varsa bunun sebebi olmalı ve bu sebeb Tanrıdır.

Peki modal kozmolojik argüman tam olarak nedir?

Modal kozmolojik argüman tüm evrenin varlığının bir şarta bağlı olduğu iddiasına dayanır. Tek başlarına ele alındıklarında, evrendeki her atomun, molekülün, gezegenin, galaksinin varlığı "Mümkün Varlık" tır ve varlıkları bir şarta, koşula dayanır. Bu nedenle bir bütün olarak uzay zaman ve maddesel yapı, tümüyle bir şarta, koşula dayanmak durumundadır. Hiç bir şey var olmayabilirdi... Bu mümkündür, ihtimal dairesindedir. Tüm uzay zaman ve maddenin varlığı gibi yokluğu da düşünülebilir ve bu durum hiç bir çelişki doğurmaz. Hiç birimiz ve hiç bir şey var olmak zorunda değildi. Bu durum argümanın anlamlı olabilmesi için gereklidir. Tüm evrenin varlığının imkan dahilinde olduğu düşünüldüğünde ve onun yokluğunun düşünülmesinin çelişki yaratmadığı görüldüğünde, varlığının bir şarta, koşula ihtiyaç duyduğu ortaya çıkar.

Bir şeyin "Zorunlu Olmayan Varlık" olması, yani mümkün, muhtemel, koşullu ya da imkan dahilinde olan bir varlık olması; o şeyin yokluğunun da düşünülebileceğine işaret eder. Çoğu şey, hatta gözlemlediğimiz tüm evren "Mümkün Varlık" olarak görünüyor. Mesela çevremizdeki tüm insan ürünleri "Mümkün Varlık" tır. Onların varlığı da yokluğu da imkan dahilindedir ve meydana gelebilmeleri için bir "Karar" ve bu kararı verecek bir "Kişi" ye ihtiyaç duyarlar. Bir başka örnek, sen, ben, hepimiz; koşullu, mümkün varlıklarız. Meydana gelebilmemiz için bir kadın ve erkeğin "var olması" ve onların çocuk yapma konusunda bir "karar" vermeleri gerekmektedir.

Bu nedenle bizim varlığımız bir "şart"a bağlıdır. Hatta çevremizdeki tüm dünya, galaksiler ve tüm gözlenebilir evren şarta bağlı görünüyor.

Modal kozmolojik kanıtı eleştirenler evrenin bir şarta bağlı olup olmadığını sorguladılar. Eğer evrenin varlığı bir şarta bağlı değilse o zaman o; zorunlu bir varlıktır. Ancak atomlardan galaksilere kadar zorunlu bir varlık göremediğimizde ortadadır.

Burada zorunlu varlığın şartının kendisi olduğu ya da daha doğru bir ifade ile şartsız, nedensiz bir varlık olduğunun altı çizilmelidir. Evrenin içinde, böyle herhangi bir varlık göremiyoruz. Evrenin varlığını bir koşula veya şarta bağlamamız gerekmektedir. Daha önce hokus pokus şeklinde sebepsiz yere "var" olan birşey görmedik. Bu yüzden şuan görünen herşey mümkün varlıktır yani yok olma durumda kalabilirdi.


Bir şeyin "Zorunlu" olması, onun var olmama durumunun imkansız olduğuna işaret eder. Bu bakış açısıyla matematiksel yasaların "Zorunlu" olduğu sık sık söylenir. Örneğin 2+2; "Zorunlu" olarak 4' tür ve bunun dünyadaki her yerde geçerli olduğunu söylemek tutarlı bir davranıştır. Hatta dünya kökten değişse ve bambaşka bir yer olsa bile bu "Zorunluluk" durumu yine geçerliliğini korur. Tanrı' da; Teist filozoflar tarafından sık sık "Zorunlu Varlık" olarak vasıflandırılmıştır.

Tabi herşeye rağmen biri çıkıp varlığın sebebi varsa peki Allah'ı kim yarattı? diye soracak maalesef😓

Evren "mümkün varlık" grubundadır. Allah ise "zorunlu varlık" tır. Zorunlu varlığın sebebi olmaz. Eğer sebeb ararsan mümkün varlık olur! Ve eğer yaratıcının yaratıcısını yada sebebini ararsak yani Allahı başka bir Allah onu da başka bir Allah yarattı şeklinde sonsuza kadar gider ve bu durumda yaratma olayı yani mümkün varlık ortaya çıkmaz.Nihai noktada "Zorunlu Varlık" ta durulmalıdır. Şartlı bir varlık olan evrenin kaynağı "Zorunlu Bir Varlık" olmak durumundadır. Filozoflara göre bu "Zorunlu Varlık" Tanrı'dır.


KARALAMA DİNİ ATEİZM

NOT: başlığa bakıp "aa admin ateizmi din sanıyor" diye saçmalamayın öncelikle!

Ortada diyelim ki A ve B diye 2 takım var. Neden B takımındasın sorusuna A takımını yalanlayarak başlanılmaz. Bu şekilde tartışmaya başlamak hatalı bir tartışma doğurur. Önce neden B takımında olduğunu savunup sonra eğer yanlış/çelişkili bişeyler varsa A takımında ortaya koyarsın kanıtlarıyla..
Ama bizim ateistler neden ateist olduklarını bilmedikleri için ateizm fikrini savunacak bilimsel, felsefi bir teori bile ortaya koyamıyorlar. Bilim açıklıyor diye savuşturanlar var.

Peki bilimde hangi teori bir yaratıcının olmadığını ispatladı diye sorunca yine pek cevap yok.. "islamda savaş var cihad var" "kadınlar zulüm altında" "siz 4 es ile evlenmek zorundasınız" "el kesiyorsunuz" gibi ahmakça sallamasyon cevaplar veriliyor yada " ne yani kan akıtan dinciler gibi mi olayım" cevapları..buradaki hata; ateizm sanki "islamı reddetmekten ibaret olan bir ideolojimiş" gibi cevap verirler..ateist,deist vb. sayfalara bakarsanız İslama iftiralar atmaktan, ayet çarpıtmaktan başka bisey bildikleri yok.

Oysa ben "neden islamı terkettin" sorusunu sormadım "neden ateist oldun" diye sordum. islamı kötüleyerek cevap veren birine o zaman neden Hristiyanlık, Budizm, yezidilik, hinduizm, sihizm, şintoizm yada herhangi başka bir din seçmedin diye sorduğumuzda "zaten hepsi saçma" gibi cevaplar gelir.

Eğer kendi fikrini diğer dinleri kötüleyerek savunuyorsan işin daha da zor..O zaman bütün dinleri tek tek araştırman lazım..bu tıpkı sokakta gördüğün birinin yanına gidip "seni tanıyamadım" demek gibi.. " tanıdığın kişilere gidersen daha iyi olur.."çünkü mal gibi "seni tanımadım" "seni de tanımadım"  diye devam etmek saçmalıktır..Diyelim bütün dinleri yalanlayabildin bu yine de bir yaratıcı olmadığı anlamina gelmez. Özellikle dillerden düşmeyen "Tanri var diyenler sizsiniz biz yok diyoruz,bişeyin yokluğu değil varlığı kanıtlanmalı" saçmalığı var bir de..öncelikle şunu bilmenizi isterim ki bu iddianız kesinlikle yanlıştır. Lisede okuduğunuz mantık ders kitaplarına bakmanız bile bu iddianızın yanlış olduğunu anlamanız için yeterldir... Bilim ve felsefe ile uğraşmayan insanlar bu yukardaki iddianızın gerçek olduğunu sanır, ama gerçek tam tersidir...

Mesela Reductıo ad absurdum adlı mantık kuralını bilir misiniz... Mantık, bilim ve fesfede en çok kullanılan ispat metodlarından biridir.Peki ne için mi kullanılır? Birşeyin var olmadığını ispatlamak için... Aynı şekilde çelişki metodu da birşeyin var olmadığını göstermek için kullanılabilir.

Bakın Meşur Ateist filozof Austin Dacey ne diyor: “ Bir kimse negatifi ispatlayamaz diye, tanrının var olmadığını iddia etmenin aptalca olduğunu düşünebilrsiniz. Ancak aslında birşeyin varolmadığını göstermenin bir sürü yolu vardır.... (Autin Dacey vs Wiliam Lane Craig “Does god exists” Purdue University, 29 March 2004)

Felsefede ve mantıkta her iddia kanıtlarla savunulmalıdır.Biz eğer birşeyin var olmadığını ispatlayamazsak bu konuda yorum yapamayız.Bilim ve felsefe de öyledir o konuda yorum yapamayız.
ispatlama ihtiyacı duymayan "Tanrı var mı yok mu bilemeyiz" diyen agnostizmdir.. Ateizm eğer kanıt göstermese ismi "karalama dini" olur..

Bununla birlikte ateizm tanımı tarih boyunca sürekli birileri tarafından degistiriliyor. Son hali olarak;"Ateizm Tanrı’nın “varolmadığına inanmak” demek değildir. Tanrı’nın “varolduğuna inanmamak” demektir." şeklindedir yada George H. Smith’in sınıflandırmasına göre ateizmin “negatif ateizm” ( ya da “zayıf ateizm”) ve “pozitif ateizm” (ya da “güçlü ateizm”) olarak iki çeşidi vardır.

negatif ateist Tanrı kavramına “Varolabilir, fakat varolduğu kanıtlanmadığı sürece bu iddiayı kabul edemem” şeklinde yaklaşır. Pozitif ateistin yaklaşımı ise, “Tanrı’nın varolması mümkün değildir” şeklindedir.

 Tüm bu tanımlar ispat yükümlülüğünden kaçma yolları olarak görülüyor. Oysa bir şeye var demek iddiadır yok demek de iddiadır. Örneğin bir tartışma programında "Tanrı var mı?" Sorusunu Evet yada hayır derseniz size "Neden" sorusu sorulur ama "bilmiyorum" diye cevap verirseniz kanıt istenmez. Bu yüzden "ateizm bir iddia, bir inanç değil" veya "Tanrı'nın varlığına yeterli kanıt göremiyorum" diyerek kaçamazsın! Tanrı varlığı ve yokluğu tarih boyunca filozof ve bilimadamları tarafından tartışıldı. Ben ateistim diyorsan neden ateist olduğunu bilmen lazım ve dinleri,inançları karalamadan düşünceni savunman lazım.

Bakın çağımızın en büyük filozoflarından biri olan  William L.Craig ne diyor;
“ Ateizm, tanrının var olmadığını iddia eden düşünce ile, Teizm, tanrının var olduğunu iddia eden düşünce arasında iddia olarak hiçbir fark yoktur. İkisinin iddia ağırlığı aynıdır. Bu nedenden dolayı ateist kendi görüşünü rasyonel olarak savunacaksa “Tanrının varlığı ile ilgili geçerli kanıt yoktur” demekten fazlasını yapmalı. Ateist tanrının var olmadığını gösteren kanıtlar ortaya atmalı...”

Tabi biri çıkıp "madem yokluk da kanıtlanıyor o zaman sen de bana Süperman'in gerçek olmadığını kanıtla" diyecek. Bu tür ucuz eleştirilere de sığınamazsın. Örneğin; matematikçiler 2+2=4  sonucunun bile kanıtını yapıyor. Yada felsefede sınıfın ortasina konulan sandalyenin varolduğuna dair sayfalarca kanıt yapılıyor. Eğer özellikle konu bir yaratıcı varlığı ise "olduğuna inanmıyorum" şeklinde bi kenara atamazsın.

Birde çağımızın en büyük ateist filozofu Kai Neilsen bu konuda ne diyor:
1. Ateizm islama saldırmakla savunulamaz, çünkü Hristiyanlar da islamın geçersiz olduğunu iddia eder...
2. Ateizm Dinlere saldırmakla savunulamaz, çünkü deistler de dinlerin geçersiz olduğunu düşünür...
3. Ateizm tanrının varlık delillerine saldırmakla savunulamaz, çünkü Agnostikler de bu delillerin geçersiz olduğunu iddia eder...

Kai Neilsen (yaşayan en büyük üç ateisten biri) : “ Bir argümanın yanlış olduğunu göstermek, o argümanın çıkardığı sonucun yanlış olduğunu göstermez... Tanrının varlığı ile ilgili bütün kanıtlar ve ispatlar geçersiz olabilir, fakat tanrı hala gerçekte var olabilir. Kısacası tanrının varlığı ile ilgili olan bütün delillerin ve ispatların geçersiz olduğunu göstermek yetmez. Tanrı bu şartlarda gene de var olabilir.” (Kai Nielsen, Reason and Practice (New York: Harper & Row, 1971) , pp. 143-4.)

 Ayrıca kendi fikrini savunarak başlayanlar yok mu?? Tabiki var ama sayıları pek fazla değil..

MÜSLÜMANLAR TERÖRİST(!)

Milyonlarca ölüme neden olan 1.Dünya savaşını kim başlattı? Müslümanlar mı?

Peki ya 40 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan 2. Dünya savaşını?

Hirosima ve Nagasaki'ye atom bombalarını kim attı? Müslümanlar mı?

Peki ya Avustralya'da yüzbinlerce aborjini kim katletti?

Amerika kıtasında milyonlarca Kızılderiliyi kim katletti? Müslümanlar mı?

Peki ya yaklaşık 180 milyon Afrikalıyı yıllarca kim köle olarak kullandı?

Çin Komunist devrimi lideri Mao Zedong

"Sosyalist egitim" adı altında kendine muhalif 4-7 milyon arasında insan öldürdü.Ayrıca 100 cicek hareketi ile 30 milyon insanin birkac ay icinde acliktan olmesine neden olur.Kendisi insanlik tarihinin gordugu en kanli diktator olmustur. Katlettigi insan sayisinin 50 milyonu üstünde olduğu söyleniliyor! Peki bu adam Müslüman mıydı?

Sosyalist Josef Stalin

20 milyon insanın ölümünden sorumlu! Sadece Ukrayna'da açlıktan öldürdüğü insan sayısı 10 milyon!

bu adam Müslüman mıydı?

Adolf Hitler

6 milyon Yahudi olmak üzere toplamda 17 milyon insan öldürdü. Peki ya bu Müslüman mıydı?

Belcika Krali 2. Leopold

Kongo halkina yaptigi insanlik disi eziyetler ve katliamlar ile adini tarihe yazdirmistir. II. Leopold'ün hükümranlığı döneminde, Kongo nüfusu tahminen 20-30 milyondan 9 milyonun altına düştü. Bunu bir Müslüman mı yaptı?

neyse biraz daha bağır müslümanlar terörist diye...

DİN AFYONDUR SAFSATASI

iddia: Din kurumu gerçekte zenginlerin fakirleri, ezenlerin ezilenleri, yönetici kadroların yönetilenleri uyuşturmak, beyinlerini yıkamak ve böylece onların gerçekleri görmelerini engellemek için uydurdukları bir masaldır. Bir tür afyondur!

afyon: bir tür uyuşturucu madde.

“haksız yere bir tek adamı öldürmeyi bütün insanları öldürmek” olarak sayan ve her zaman mazlumun yanında zalimin karşısında durmayı emreden İslâm dini mi afyon!

Mülkünde fakirin,yetimin de hakkı var diyerek zekat, sadaka sistemini oluşturup paylaşmayı öğreten İslâm dini mi afyon?

Hergün birinin yatağında olan basit insan kalıbından çıkarıp "zinaya yaklaşma, iffetini koru" diyerek seni "kaliteli bir birey" konumuna getiren İslâm mı afyon?

Yüzlerce ayet ve hadiste seni düşünmeye, araştırmaya, okumaya, ilim öğrenmeye yönlendiren İslâm mı afyon?

Hırsızlık, rüşvet, faiz gibi haram yoldan para kazanmayı yasaklayan ve helal lokmayı emreden İslâm mı afyon?

Yalanı, kötü sözü, dedikoduyu yasaklayıp sözün en güzelini söylemeni emreden İslâm mı afyon?

Birbirimizi kandırmayı, dolandırmayı yasaklayan İslâm mı afyon?

Seni paraya, şöhrete, makama köle olmaktan men edip sadece Allah'a kul olmaya davet ettiği için mi İslâm dini afyon?

"Ye,iç, sıç" hayvan felsefesinden kurtarıp bir amaç uğruna yaşamanı önerdiği için mi İslâm afyon?

Siyahın beyaza beyazın siyaha üstünlüğü yok diyerek ırkçılığı yasaklayan ve bizi birbirimize kardeş ilan eden İslâm mı afyon?

Sex, içki, eğlence gibi seni kör eden bataklıktan çıkarıp ölüm gerçeğini hatırlatan İslâm mı afyon?

Seni dünya sahteliğinde uyuttuğu için değil de uyandırdığı için mi İslâm afyon oluyor?

Sen uyanmayı değil uyumayı tercih etmişsin zaten ve afyonun etkisindesin. DÜNYA HAYATI AFYONDUR

İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar..(hadisi şerif)

PSİKOLOJİK ATEİST ÇELİŞKİSİ

Rüyanızda tecavüze uğradığınızı düşünün, o an kahrolduğunuzu ve hıçkıra hıçkıra ağladığınızı düşünün. Ve tam o anda birden uyandığınızı ve herseyin bir rüya oldugunu farkettiniz. Bir rahatlama ve sevinç mi hissedeceksiniz yoksa ben tecavüze uğradım diyerek ağlamaya devam mı edeceksiniz? Tabiki sevinceksiniz ve rüya sizin için hiçbirşey ifade etmeyecek. Evet belki gerçek olmasa bile biraz şaşırmış ve biraz da rahatsız olacaksınız psikolojik olarak. Peki ya rüyayı hatırlamıyorsanız? işte o zaman o rüya hiç yaşanmamış gibi size hiçbir etkisi olmadan hayata devam edersiniz!

iddia: sizin Allah'ınız tecavüzler, kötülüklere izin veriyor ve sonra cenneti vaat ediyor. Acılar çekmiş, tecavüze uğramış küçük bir kızın acısını cennet dindiremez ve ben bu yüzden böyle bir Allah'ı kabul etmiyorum!

İşte İslâm'ın ahiret,cennet vaadi bu anlattığım olaya benzer. Cennete dert, kibir, üzüntü, acı, ağlamak kısacası aklınıza gelebilecek negatif hiç birşey yok! Ve dünyada yaşadığın bütün kötülükler sana unutturulacak ve hep mutlu bir şekilde devam edeceksin sonsuza dek..

Küçükken "sana bir tokat atarsam 5 tl veririm" felsefesini hatırlıyorsunuzdur. Canını yakan bir tokat vardı ama ödül karşılığında o acıyı unutuyordunuz. işte bunun gibi dünyadaki adaletsizliğe en mantıklı çözümü ahiret inancı olan İslam dini sağlar!

Peki bir dakika birşey sormak istiyorum! Ahiret inancını eleştiren sayın ateist sen bu kötülüklerin nasıl sonuçlanacağını düşünüyorsun? Sana göre ölüm bir son ve herkes aynı uykuya gidecek! Tecavüze uğrayanı da tecavüzcüyü de aynı yere gönderiyorsun. Peki senin savunduğun adalet görüşü mantıklı mı? Örneğin 50 milyondan fazla insan öldüren Mao rahat bir uykuya mı gitti? Peki ya o zaman ölen o masumların hesabını, o tecavüze uğrayan küçük kızların hesabını kim soracak! İşte burda dillerden dökülen bir cümle var; "iyiki cehennem var!"

Peki ya sen sayın deist! Senin inandığın sistem ateizmden bile daha merhametsiz! Senin inandığın Tanrı bütün bu kötülükleri karşılıksız mı bırakacak? Ne kadar da acımasız bir Tanrı bu! Kötü,adaletsiz, acımasız bir tanrıya mı inanıyorsun, acaba disteist olabilir misin?
Kötülük felsefesi argümanını sürekli önümüze koyuyorsunuz da peki ya sizin vicdanınız neyi savunuyor?

Not: Ahiret inancı olan deistler olsa da deizmde çoğunlukla ahiret inancı yoktur

Not2: Tanrı'ın kötü olduğuna inanılan felsefe sisteme Disteizm denir

Aslında siz ahiret inancı olan dinleri eleştirecek seviyede bile değilsiniz!

Ayrıca Ateistlerin psikolojik olarak bir çelişkisi daha var;

Çok gariptir ki tecavüz, ölüm gibi kötü olaylar olduğunda "yok" dedikleri kabul etmedikleri yaratıcıya kızıyorlar! Olmayan birşeye sinirlenmek psikolojik bir hastalıktır. Hatta bu tür kötü olaylarda bir yaratıcıya inanan insanlara hesap sormaya bile kalkıyorlar! ilginç!

Örneğin düşünsenize bir sabah uyanıp padişahın beni dövdüğünü düşünüp padişaha sinirleniyorum! Etrafımdakiler heralde şizofren olduğumu düşünürdü. Çünkü şuan ülkenin başında bir padişah yok! 

Açıkça konuşmak gerekirse; ateistlerin çoğu ki özellikle Türkiye'deki ateistlerin çoğu "psikolojik ateist" ..Tanrı inancı
önündeki büyük engeller rasyonel değil, tam tersine genel anlamda psikolojik olarak isimlendirilebilir. Muhataplar arasındaki pek çok tanınmış inançlı ve inançsız felsefeciyi rencide etmek istemiyorum, ama rasyonel argümanlarla güçlü biçimde aklı çelinmiş kişilere karşın, rasyonel olmayan psikolojik faktörlerden etkilenen çok daha fazla sayıda kişi vardır.

Oxford matematik profesörü John LENNOX: Ben 35 yıllık matematik profesörü olarak söylüyorum ateistleri anlamaya çalışmanız boşuna zaman kaybı çünkü bunların dünya görüşü psikolojik.

İslâm araştırmacısı Hamza TZORTZIS: Ateizmin ne bilimle ne de felsefe ile alakası var tamamen psikolojik bir sorun.

C.S.LEWIS : Ateistlere göre Tanrı olmamasına rağmen bütün öfkelerini tanrıya gösteriyorlar.

Peki ya ateistlerin dünyada cenneti kurma hayali?

Örneğin marksist teorisyen Lev Troçki'nin şöyle bir sözü var; "Bırakın din adamları başka bir dünya vaat etsinler biz cenneti yeryüzünde kuracağız"

Peki sizce sonuç? KURAMADI..kuramazdı da kuramaycaklar da! Milyonlarca çocuğu öldüren bir insanı en fazla 1 defa öldürebilirsin peki ya geri kalan öldürdüklerinin hesabını kim soracak! Oysa bakın ayette ne diyor;

...Derileri kızarıp yandıkça, yerine taze deri yaratacağız, ta ki cezaları olan azabı iyice tatsınlar...(Nisa 56)
İNANÇ DOĞUŞTAN GELİR

Ateist iddiası: Tanrı hayali bir üründür, aile çocuğuna tanrıyı öğretmez ise çocuk böyle bir hayali varlığı umursamaz. Her çocuk ateist olarak doğar!

Hz. Peygamber (asm.)'in iddiası: “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar.

Not: İslâm fıtratı üzerine doğmak Müslüman olarak doğmak demek değil, islamın en temel 2 ilkesi olan üstün bir gücün varlığına inanmak ve iyi, temiz olmak.

Peki hangisi doğru? Ya çocukların Tanrıya inanmayı öğretmek zorunda olmaları gerekmiyorsa? Ya akıllarına gömülü bir yerde bu hazır inançla doğmuşlarsa?

Oxford Üniversitesi Antropoloji ve Zihin merkezi araştırmacısı Dr Justin Barrett, son on yılda yapılan araştırmaların baskın bir şekilde çocukların doğuştan bir şekilde hayatı sorgulayıp, “hayatın bir tasarım olup, belirli bir amaç için var olduğu” fikrine sahip olduğunu söylüyor.

Cambridge Üniversitesi Faraday Enstitüsü’nde verdiği konferansta birçok araştırmaya gönderme yapan Barrent, bunlardan birkaçını aktarıyor:

Buna göre 6 yaşındaki çocuklar üzerinde yapılan araştırmada, çocuklara “yeryüzündeki ilk kuş niçin var oldu?” sorusu soruluyor. Çocuklardan gelen cevaplar da “güzel müzik yapmak“, “dünyayı daha da güzel hale getirmek” gibi sürekli bir “amaç” odaklı oluyor. Varlık-amaç ikilisi dışında cevap duyulmuyor, “tamamen rastlantı, anlamsız, doğal sürecin bir sonucu” gibi veya en azından bunları çağrıştıran bir cevap alınmıyor.

Dr Barrett başka bir araştırma da aktarıyor, 12 aylık bebeklere yuvarlanan bir topun düzenli bir yığın oluşturmasını içeren bir video izletiliyor. Buna göre bebekler buna şaşırıyor ve tepki vermeye başlıyorlar. Oysa “düzensiz bir şeyin düzenli bir şeyler oluşturması” “inançsız doğan” bir varlık için şaşırtıcı olmamalı, belki tesadüf, belki rastlantı ama olağan. Sonuçta karşı teze göre “hepimiz inançsız ve doğa olaylarına nötr bakarak doğuyoruz” fikri vardır.  Fakat tam tersi şekilde bebeklerin “düzensizlikten düzen” oluşumunu normal karşılamayıp tepki vermesioldukça ilginç, haliyle.

Bunun gibi farklı araştırmaları da gösteren antropolog Dr Barrett, “doğuştan bu hayatın anlamsız ve amaçsız olmadığını, arkasında mutlak sebep arandığı”nın insan doğasının parçası olduğunu söylüyor.
Ayrıca Fuller, şu anda Fuller Theological Seminary'de bir araştırmacı olarak kariyerini çocuklarını ve dini inançlarını araştırmakla geçirdi. Çocukların "dünya düzeninin ve amacının olduğuna inanmaya eğilimli" olduklarını gözlemledikten sonra, çocukların bu düzenin ardında bir tür doğaüstü ajan olduğunu düşünmeye eğilimli oldukları sonucuna vardı.

Yine Dr.Bareett başkanlığında araştırmanın diğer kolları da var. Örneğin; 57 akademisyenin 20 ülkede yürüttüğü araştırmalarda 3 yaşındaki çocukların “doğa üstü güç” fikrine inandığı ortaya koyuldu. Buna göre 3 yaşındaki bir çocuk, “tanrının ve annesinin kutunun içinde ne olduğunu bilecek güce sahip olduğu” fikrine sahip. Çocuk annesini tanıdıkça maddeden oluşan bir varlığın böyle bir güce sahip olmadığını anlıyor ve tanrının madde ötesi bir varlık olduğunu fark ediyor.

Burada “çocukların doğa üstü güçlere inanması normal çünkü düşünce soyut düşünme yeteneği ürünü olan inanç ve ibadet ritüelleri yaptığı iddiası bilime kapalı maalesef.

Başka araştırmalara bakacak olursak;

Arizona Üniversitesi Psikoloji Bölümünden Deborah Kelemen, çocukların doğada sebeplilik arayışında olduğunu ortaya koydu. “Nehirler var çünkü orada balık tutmalıyız.” gibi, doğal varlıktan amaç üretme meylinin çocuklarda var olduğunu gösterdi.

Margaret Evans, 10 yaşından küçük çocukların “her şey kendi kendine işleyen doğal süreçle oldu” anlatımını yapan sayfalardan çok, “doğada bulunan şeyler bir amaçla var edildi” mesajını veren sayfaları daha çok beğendiğini ortaya koydu.

Paul Bloom, Jesse Bering ve Emma Cohentarafından yürütülen araştırmalarda da çocuklarda “ruhun var olduğu ve insanın ölse bile yok olmayacağı” inançlarının olduğu gözlemlendi.

Bu tip araştırmalar, “her çocuk inançsız doğar, tanrı ve üstün güç inançları sonradan öğretilir” fikrinin bilimsel olmadığını göstermiş oldu

Oxford Üniversitesi profesörü Roger Trigg  “Dünyadaki amacımızı görmeye eğilimliyiz” dedi Göremiyor olsanız bile orada bir şeyler olduğunu düşünüyoruz. Bütün bunlar dini bir düşünce biçimine dönüşme eğilimindedir. ”

Trigg, Çin'den Polonya'ya ve Amerika Birleşik Devletleri'nden Mikronezya'ya kadar ülkeye bakan düzinelerce araştırmacı tarafından 40'tan fazla farklı çalışmanın yer aldığı üç yıllık Oxford merkezli projenin ortak direktörüdür.

Dünyanın dört bir yanındaki çalışmalar, bir tür öbür dünyaya karşı yaygın bir inanış ve doğal olayların bir amaç için gerçekleştiğine dair içgüdüsel bir eğilim de dahil, benzer bulgularla ortaya çıktı.

Trigg, “Özellikle çocuklar, dini yollarla düşünmeyi çok kolay bulmuşlardır”, örneğin Tanrı'nın her şeyi bildiğine inanmak gibi.

Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada ise bebeklerin kendi başına hareket edebilen cisimlere yaratıcı güç atfettikleri görüldü.

Profesör Barrett’ın tezini destekleyen bir açıklama da ABD’deki Emory Üniversitesi profesörlerinden Robert N. McCauley’den geldi. McCauley’ye göre beyin kişiyi insanları tanımaya programlandığı için sıradan bir bulutta bile insan yüzleri görebiliyoruz. Aynı şekilde doğaüstü olaylarda da bir düzen ve neden bulmaya programlıyız.

Ayrıca bir başka araştırma;ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nün, Gen Yapısı ve Düzenlenmesi Birimi'nin müdürü olan Dean Hamer tarafından bulunan "Tanrı geni"  Araştırmaya göre VMAT2 isimli özel bir gen, insanları manevi ve mistik tecrübelere yatkınlaştırmakta ve inanca yönlendirmektedir.

Sonuç olarak;

Özellikle ABD’deki Fuller Yüksek Okulu psikoloji profesörü Justin L. Barrett, New Scientist dergisinde Tanrı inancının konuşmak, yürümek gibi her insanda bulunan bir özellik olduğunu savunuyor.

Ayrıca yapılan çalışmalar da yaratıcı fikrinin insan uydurması yada hayal ürünü bir varlık olmadığını tam tersine kişinin hayatı anlamlandırması için doğuştan bir sonsuz güç inancına eğilimli olduğunu ortaya koyuyor.

Böylece ateistlerin ortaya attığı bir başka iddianın araştırma verilerinden yoksun sallamasyon olduğu ortadadır!!

Kaynaklar;

https://www.telegraph.co.uk/news/politics/8510711/Belief-in-God-is-part-of-human-nature-Oxford-study.html

https://www.google.com.tr/amp/s/www.vox.com/platform/amp/2014/7/30/5949421/are-kids-born-with-an-innate-belief-in-god

https://www.quora.com/Are-people-born-atheists-or-are-they-born-with-an-innate-belief-that-there-is-a-god

https://www.google.com.tr/amp/religion.blogs.cnn.com/2011/05/12/religious-belief-is-human-nature-huge-new-study-claims/amp/

https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2008/nov/25/religion-children-god-belief

http://dusunenmusluman.com/yaratici-inanci-dogustan-geliyor/

https://www.google.com.tr/amp/m.haberturk.com/polemik/haber-amp/727857-insan-inanmaya-programli-mi

https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Tanrı_geni
DÜNYA HAYATI OYUN VE EĞLENCE Mİ

Enam Suresi 32. ayette Allah, “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir” der. Ankebut Suresi 64. ayette de “Bu dünya hayatı (tek başına) geçici zevkler ve oyalanmadan başka bir şey değildir…” şeklinde benzer bir hatırlatma vardır.

 Duhan Suresi 38. ayette ise “Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.” der..

iddia: enam 32 ve ankebut 64 ayetlerinde dünyaya oyun ve eğlence derken duhan 38 ayetinde bunun tersini söylüyor. Bu açıkça çelişkidir!

Üzerinde yeterince düşünülmeden ortaya atılan bir çelişki iddiasına daha cevap verelim.

Not: iddianın ne kadar basit ve çürük olduğu ortadadır aslında ama maalesef Müslüman gençler bu tuzaklara düşebiliyor. O yüzden zor-basit demeden her iddiaya değinecez!

İlk iki ayetin öncesindeki ayetleri okuduğunuzda, Allah’a kavuşmayı yalan sayan kişilerden bahsedildiğini görürsünüz. İlgili ilk iki ayette bu kişilerin yaşantısı tarif ediliyor.

Konunun akışına uygun olarak da ayette küfrün dünya hayatının oyun, geçici zevkler ve eğlenceden ibaret olduğuna, bunların aslında ahiret karşısında ne kadar değersiz olduğuna değiniyor!

Duhan ayetinde ise aynı söz kalıbı ile bu sefer de hayatın, imtihanın ciddiyetine değiniyor. Bu hayata bir amaç uğruna geldiğimizi, gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu hatırlatıyor.

Yani ilgili ayetlerin birinde bardağın dolu tarafına baktırırken bir diğerinde aynı "oyun, eğlence" deyimini kullanarak bardağın boş tarafına dikkat çekiyor.

Bu kadar basit olan bir olayı büyütüp çelişki iddiasında bulunmak iddia sahibi için de komik bir durum olsa gerek. Sonuç olarak en ufak bir çelişkiden söz edemeyiz!

AMERİKALI YAZAR JOANNA FRANCİS'İN İTİRAFLARI (KADINLAR)

Amerikalı yazar ve gazeteci Joanna Francis'in kadınlar hakkındaki itirafları..👇
---------------------------------------
Lübnan’da yaşanan katliamı, ölümü ve yıkımı görüyorum, fakat başka bir şey görüyorum: Seni görüyorum. 

Görüyorum ki, mütevazi giyinmelerine rağmen, güzelliği hala parlıyor. Ama sadece fark ettiğim dış güzelliği değil. 

Ayrıca içimde garip bir şey hissettiğimi farkettim: kıskanç hissediyorum. Bu savaş suçundan kendimi kötü hissediyorum.

Yardım edemiyorum ama gücüne, güzelliğine, alçak gönüllülüğüne ve en önemlisi mutluluğuna hayranım. Evet, bu garip ama bence sürekli bombardıman altında bile, hala bizden daha mutlu görünüyordun, çünkü hala kadınların "doğal hayatlarını" yaşıyordun. 

Sadece gerçek mühimmatlarla değil, hileli ve ahlaki yolsuzlukla bombalandık.

Ülkelerinizin altyapısını bombalamayı bitirdikten sonra sizi de bu şekilde bombalamak istiyorlar. Bunun sana olmasını istemiyorum. 

Tıpkı bizim yaptığımız gibi, bozulmuş hissedeceksiniz. Çünkü Hollywood’dan çıktığını gördüğünüz her şey yalan!

Onlar seksi, zararsız rekreasyon olarak sunarlar çünkü zehirli programlarını ışınladıkları toplumların ahlaki dokusunu yok etmeyi amaçlarlar. 

Zehirlerini içmemen için yalvarıyorum. Tükettikten sonra bunun için bir panzehir yoktur. Kısmen iyileşebilirsin, ama asla aynı olmayacaksın. 

Titizleşen filmleri ve müzik videolarıyla sizi özendirmeye çalışacaklar. Biz Amerikalı kadınları mutlu ve tatmin edici, fahişeler gibi giyinmekten gurur duyan rollerde canlandırmaya çalışıyorlar.

Çoğumuz mutlu değil inan! Milyonlarca insan anti-depresan ilaç kullanıyor, işinden nefret ediyor.

Bizi sevdiklerini söyleyen erkeklerin üzerine çığlık atıyorduk, sonra açgözlülükle bizi kullanıp ve uzaklaşırlar.

Evliliği köleliğin bir biçimi, anneliği de eski moda bir lanet olarak sunarlar.Kendini ucuzlatmanı ve inancını kaybetmeni istiyorlar. 

Bütün kadınlar değerli incilerdir, bizim incilerimiz paha biçilemez, ama bizi ucuza ikna ettiler. 

Batı kanalizasyonundan çıkan modalar cinselliğimizi ortaya koydu oysa sizin örtüleriniz aslında herhangi bir Batılı modadan daha güzel.


Çünkü kendinize olan saygı ve güveni gösteriyor. Bir kadının cinselliği diğer gözlerden korunmalıdır.

Çünkü sizinle evlenecek ve size saygı duyan erkeğe armağan olmanız gerekir.En değerli varlığınız iç güzelliğiniz, masumiyetiniz ve sizi kim olduğunuz her şeydir. 

Fakat bazı Müslüman kadınların sınırı zorlayıp, bir peçe takarken bile mümkün olduğu kadar Batılı olmaya çalıştıklarını fark ettim.

Neden pişmanlık duyan kadınları taklit ediyorsunuz?Sen kusursuz elmassın, sizi yapay elmas haline getirmelerine izin vermeyin. 

Çünkü moda dergilerinde ve Batı televizyonunda gördüğünüz her şey yalan.

Küçük bir sır vereyim, evlilik öncesi seks bile bu kadar iyi değil. Vücudumuzu aşık olduğumuz insanlara verdik.Filmlerdeki gibi onların bizi sevdiğini ve bizimle evlenmek istediklerine inanıyoruz. Ama seni gözyaşlarınla bırakır.

Hepimiz aynıyız. Irkımız, dinimiz veya milletlerimiz önemli değil. Bir kadının kalbi her yerde aynıdır. Severiz. En iyi yaptığımız şey budur. 

Ailelerimizi besliyoruz ve sevdiğimiz erkeklere rahatlık ve güç veriyoruz. 
Günah asla ödenmez, her zaman seninle.. Şerefimi geri almama rağmen, ilk etapta hiç bir zaman şerefsiz olmamış olmanın yerini tutamaz. 

Biz Batılı kadınlar, Müslüman kadınların ezildiğini düşünerek beyinlerinin yıkandığını düşünüyorduk. Ama gerçekten, bizler ezilenleriz..

Bizi küçümseyen modaya köle, kilolarımıza takıntılı, aşk için erkeklere yalvaran kadınlar olduk. 

Aslında işin detayına girince, aldatıldığımızı biliyoruz. Bazılarımız bunu kabul etmeyecek ama gizlice hayranlık duyuyoruz ve sizi kıskanıyoruz! 

Kanmayın, kız kardeşlerim. Seni de almalarına izin verme. Masum ve saf kal.Biz Hıristiyan kadınlar, yaşamın gerçekten kadınlar için nasıl olması gerektiğini görmek zorunda. Biz kaybettik! 

Saflığını koru. Unutmayın: diş macununu tüpüne geri koyamazsınız. Bu yüzden “diş macunu” nuzu dikkatlice koruyun!

Umarım bu tavsiyeyi, amaçlandığı ruhta alırsınız. 

(Joanna Francis bir yazar ve gazeteci)

Kaynak

Yorumlar

Popüler Yayınlar